Yoksulduk ama, sevgi ve neşe yoksulu değildik

Yoksulduk ama, sevgi ve neşe yoksulu değildik
Yoksulduk ama, sevgi ve neşe yoksulu değildik

Röportaj: Cem YILDIRIM

Siyaset ve dış politika yazarı Deniz Zeyrek, “Masumiyet İstasyonu” isimli kitabıyla okurlarıyla buluştu. SÖZCÜ Kitabevi tarafından yayınlanan kitapta, yazarımızın geçmişe ve Kars’a dair yazıları yer alıyor. Kimi zaman bir buğday tarlasından başlayıp bugünkü ucuz ekmek mücadelesine ulaşıyor. Kimi zaman da, Anadolu’da uzun bir yolculuğa çıkıyor kıvrıla kıvrıla ilerleyen Doğu Ekspresi’nde… “Masumiyet İstasyonu” adını verdiği Kars’ta 40 yıl önceki bir yılbaşı gecesinde ya da bir yatılı okul koğuşunda buluyor kendisini… Deniz Zeyrek’le Masumiyet İstasyonu üzerine sohbet ettik. Biz sorduk Zeyrek yanıtladı.

Neden Masumiyet İstasyonu?

Kitabın girişinde Maksim Gorki’nin “Çocukluğum” adlı eserinden bir alıntı yer alıyor. Şöyle diyor Gorki: “O günleri iyiliksever bir perinin ustaca anlattığı acımasız bir masalmış gibi anımsıyorum.” Anlattığım ortamlar ya da olaylar aslında pek de olumlu şeyler değil. 54 kişilik, tek sobayla ısınan ellerinizi nefesinizle ısıttığınız soğuk bir yatakhane koğuşu ya da 35 derecelik bir kuru sıcakta güneşin altında ellerinizin acısıyla ağlaya ağlaya ırgatlık yaptığınız 100 dönümlük bir tarla. Belki de bulunmak isteyebileceğiniz en son yerler ama orada yaşananları anlatırken, müthiş bir özlem duygusuna kapılıyorsunuz. Kendimi biraz o perinin yerine koymaya çalıştım. Bugün popüler bir turistik idole dönüşen Doğu Ekspresi’nin son istasyonunda yaşayan insanların o sıkıntılarla yoğrulmuş masum insanlar olduğu fikrinden yola çıktım. O son istasyona da Masumiyet İstasyonu dedim. O trene binip Kars’ta birkaç gün geçiren herkesin böyle bir algıya kapıldığından hiç şüphe duymuyorum.

Neler var Masumiyet İstasyonu’nda?

Ben çalıştığım gazetelerde genellikle siyaset ve dış politika yazıları yazarım. Ancak zaman zaman güncelden çok sıkıldığımda, kendimi köşeye sıkışmış hissettiğimde “nostaljik sığınağım” dediğim çocukluğuma kaçarım. Bugün yaşadığımız zor olayları oradaki bir detaya bağlarım. Kimi zaman bir yılbaşı gecesinde, kimi zaman bir veresiye defterinde kaybolup giderim. Yazarken “Bu yazıda bilgi yok, siyaset yok, dış politika yok” gibi kaygılar hissetmem. Zira o yazılarda yaşamın ta kendisini yansıtmaya çalışırım. Gazete köşesinde ya da sosyal medyada paylaştığım o yazıların çok ilgi çektiğini ve çok paylaşıldığını fark etmem uzun sürmedi. Belli ki bu ülkede benim yaşadığım ruh halini yaşayan çok insan vardı. O yazıların birbirini tanımayan binlerce insanın geçmişine ve hatta ruhuna dokunduğunu anladım. Bu düşüncede olan sadece ben değilmişim. Birgün SÖZCÜ Kitabevi’nden arkadaşım Bilal AK, o tür yazılarımı topladığı bir kitap taslağı gönderdi. Hayatımın en güzel sürpriziydi. Masumiyet İstasyonu’nda işte o yazılar var.

Bu tür yazılara ilginin nedeni nedir sizce?

21. yüzyıldayız. Teknoloji dünyayı elimizin altına getiriyor, yaşamımızı kolaylaştırıyor. Ancak, hayatta kalma ve her geçen gün küçülen ekmekten pay kapma mücadelesi, geçmişte sahip olduğumuz değerleri yok ediyor. Mahalle/köy kültüründen, dayanışmadan, doğal yaşamdan sürekli uzaklaşıyoruz. Ekranlara çıkan asık suratlı, küfürbaz siyasetçileri görüp kahroluyoruz. Yoksul olduğumuz ama ekmeğimizi paylaştığımız, evlerin önündeki geniş hayatlarda toplanıp, türküler söyleyip, şen kahkahalar attığımız günlere özlem duyuyoruz. Geçmişte yoksulduk, imkanlarımız azdı ama neşe yoksunu değildik, sevgi ve dayanışma yoksulu değildik. Bugün imkanlar var ama mutsuz ve sevgisiz hücrelere hapsolmuşuz. Bu yüzden geçmişe dair yakaladığımız her iz bizim için nefes oluyor.

O trende her yolcu adeta zamanda yolculuk etti

– Doğu Ekspresi treni son yıllarda çok tuttu…

Son 20 yılda yeni havaalanları ve duble yollar yapıldı, Yüksek Hızlı Trenler çıktı, mesafeler kısaldı ama bunların hiçbiri gönüller arasındaki mesafeyi kısaltmadı. Doğu Ekspresi o mesafeyi kısaltan bir gelenekti hayatımızda. O trene adım atan her yolcu, adeta zamanda seyahat etti. Bindiği istasyonda 21. yüzyılın soğuk yüzü vardı. İndiği istasyon ise 20. yüzyılda kalmış, daha sıcak, daha az kirlenmiş, doğası daha az tahrip olmuş, insanı insan kalmayı başarmış… Doğu Ekspresi ekabir bir trendir, yolu git git bitmez. Hız ve rahatlık bakımından bir uçak ya da yüksek hızlı trenle boy ölçüşemez. Ancak hepsinin toplamı kadar duygu taşır. Bu yüzden eski yoksul ama neşeli günlerimizin sembolü olduğu Doğu Ekspresine binip, her seferinde Masumiyet İstasyonu’nda indik.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*